Avrasya 2009 Hikayesi
Daha Runtalya yeni bitmişti. Tuğrul Bey’ i Haber Türk’ te ilk defa gördüğümde, üzüntüyle izlemiş, çok etkilenmiştim. Böyle olmamalıydı. Konunun bu noktalara gelmesinden herkes kendisine pay çıkarmalıydı. Öte yandan da elimizde Adım Adım gibi bir araç olduğunu ve bir şeyler yapabileceğimizi düşünmüştüm o an.
Konuyu kafamda oturtmak, olgunlaştırmak biraz zaman aldı. Bir koşu sonrası Event Garden’ da konuyu paylaştığım Adım Adım’ lılar arasında Zeki, Şener, Cem, Serin ve Gökben vardı. O gün artık bize ‘ Kanki ‘ diyecekleri Şener’ in konuya yaklaşımı daha bir içten oldu. Zeki ise herzamanki muhalefet tarzıyla, konunun olgunlaşmasına önemli katkıda bulundu. O gün oradan çıkan sonuç, Tuğrul Bey’ e bizimle Avrasya da koşmasını ve bağış toplamasını teklif etmek, böylece Adım Adım’ lı olmasını sağlamaktı. Daha sonrasında bize Hakan ve Banu da katıldı.
Bir süre geçtikten sonra konuyu Ramazan Bey’ e ( TOFD Başkanı ) açtım, Tuğrul Bey’ in hissettiklerini yeterince anlayamayacağımızı düşünerek, önce kendisinin temasa geçip geçmeyeceğini sordum. Aradan bir kaç gün geçmesine rağmen ses seda yoktu. Ramazan Bey’ le tekrar konuştum. Anladım ki, o güne kadar Tuğrul Bey, Ramazan Bey’ in engellilerin sesi olması için yaptığı bir çok öneriyi geri çevirmiş, Ramazan Bey de biraz buruklukla artık Tuğrul Bey’ den umudunu kesmişti. Tekrar arayınca, önerimizin, kendisinin de aklına yattığını hissettiğim ses tonu ile ilk adımı attığımızı düşündüm ve Ramazan Bey, Tuğrul Bey’ i ikna etmeye çalışacağını söyledi.
Kısa bir süre sonra mutlu haber geldi, Tuğrul Bey bu konuya sıcak bakabileceğini bildirmişti.
Artık uzun bir süreç başlamıştı. Ankara’ ya gittiğim bir gün Tuğrul Bey’ i gormeye karar verdim.Ne zaman olduğunu tam hatırlamıyorum, mayıs civarı bir hafta sonu, Ankara’ ya gitmişken ziyaret etmek üzere, kendimi evlerine davet ettirdim J
İlk gorüşmemiz 2 saat kadar sürdü. Tanıştık, Adım Adım’ ı anlattım, bir çok konuyu konuştuk..
Artık Adım Adım yönetiminin tam desteği ile Şener’le beraber sürüklediğimiz bir proje olmuştu bu konu.
Temmuz ortalarında Şener’ le beraber, Tuğrul Bey’ le bir deneme antrenmanı yapmak üzere Ankara’ ya gittik. Tuğrul Bey’ i evden alıp, antrenman yapacağımız ODTÜ’ ye gitmek için gerekli araç problem oldu. Hakan’ ın desteği ile bu sorun çözüldü ve Tuğrul Bey, Seviye Hanım ve Tonguç’ la beraber ODTÜ’ de bir koşu denemesi yaptık. Her şey olumluydu. Ancak sohbetlerimizde hala Tuğrul Bey ve Seviye Hanım’ ın tereddütlerini hissediyordum. Zira bugüne kadar verilen sözlerin çok azı yerine getirilmişti, bizim de geçici bir heves sonucu ortalıktan kaybolacağımıza emin gibi bir izlenim yaratıyorlardı bende.
İstanbul’ a döndüğümüzde Şener’ le mutluyduk, artık bu iş Avrasya’ daki organizasyona ve bizimle koşacak bir iki arkadaş bulmaya kalmıştı. Tabi bu işten alnımızın akıyla çıkmak için biraz da antrenmanları arttırmak gerekiyordu.
Organizasyonla ilgili ilk toplantımızı yaptığımızda Ramazan Bey’ in ne kadar heyecanlandığını anlatamam. Her konuda bize destek olacağını söylemesi bizi daha da rahatlattı. Çünkü biz başlangıç ve bitiş arasındaki sorumluluğu, TOFD ise Tuğrul Bey’ in Ankara’ dan getirtilmesi, organizasyonun duyurulması, basın toplantısı, koşu sonrası sorumluluğunu aldı.
Sadece Tuğrul Bey’ le başlamışken Ramazan Bey, Ali, Yılmaz, Guven de dahil oldular projeye. İtici sayımız da giderek artıyordu ama bir engelli arkadaş için 3 itici Adım Adım’ lı bulabilmiştik sadece.
Bu arada artan sayı ile ve ilk defa böyle bir organizasyon yapmanın verdiği heyecanla sitresimiz artmaya başladı. Koşu sırasında birisinin başına bir şey gelirse, bir olumsuzluk yaşarsak....Tüm AdımAdım etkilenir miydi bu durumdan ? Artık olayın boyutları değişmeye başlamıştı. Her kötü olasılığı düşünmeye başlamamız ekstra bir yük getirmeye başlamıştı, Şener ne düşünüyordu bilmiyorum ama ben boyle hissediyordum artık.
Organizasyonun çapı büyüdükçe engelli arkadaşlarla Avrsaya öncesi, en azından bir antrenman yapmanın iyi olacağını düşündük.. Bir ay kala yaptığımız ilk antrenman çok neşeli geçti. Öte yandan sayımız artmaya başlamıştı ve bugune kadar beraber koşmadığımız bir çok kişi bize katılıyordu. Bir yanda ciddi antrenmanlar yapan, çok güçlü arkadaşlar, bir yanda da bugüne kadar 15 km yi hiç koşmamış arkadaşlar. Özellikle Güven’ in heyecan kattığı grubu yavaşlatmak, Julian’ a yetişmek zorluyordu beni ve bizleri. Grubu bir arada tutmak biraz zorlaşmıştı. Hayatımın her aşamasına önemli katkılar sağlayan, Genç Tur’ la katıldığım Uluslararası Gönüllü Gençlik Kampları’ nda yaşadıklarımı kullanma zamanı gelmişti. Bunlar meslek sırrı tabi, burada anlatmak olmaz, yaşamak için kamplara katılmak gerekir. Özellikle hızlıları yavaşlatmak, yavaşları hızlandırmak, grubu birarada tutmak, aynı zamanda bu gruptaki herbiri diğerinden daha güzel insanın hiçbirisini kırmamak çok önemliydi.
Son antrenman için tarih ayarlamaya çalışırken, Orman’ daki sel tehlikesi, planlarımızı alt üst etti. Artık çok zaman kalmamıştı, son kez bir antrenman daha yapmalıydık. Sonraki hafta büyük bir katılımla başarabildik biraraya gelmeyi. Bu koşuda ekipleri de belirledik ve artık Avrasya’ da koşmaya hazırdık. Bu arada hedeflediğimiz sürelere ulaşabilirsek, Avrasya 15 km de iyi bir derece bile yapabilirdik. Artık ilk başladığımız noktaya göre çok farklı bir yerdeydik.
Son hafta Özlem ve Alper’in gruba katılması, çok başından beri Oğuz’ un bizle koşmayı istemesi ile koşuyu tamamlama konusunda bir endisem kalmamıştı. Odaklandığım sadece üç nokta vardı, beni stres yapan. Engelli arkadaşlarla sabah buluşabilmek ( TOFD aracının koşu parkuruna girip giremeyeceği bende endişe yaratıyordu ) , koşu sırasında bir problem yaşamamak ve koşu bitiminde kendilerini TOFD aracı ile evlerine yollamak.
Perşembe günü Tuğrul Bey’in İstanbul’ a gelmesi ve basın toplantısıyla Itır, Şener ve ben hem fikir olduk ki artık ok yaydan çıkmıştı ve geri dönüş mümkün değildi. Koşuya iki gün kalmıştı, ben nispeten sakin bir ruh halinde koşuyu bekliyordum, taki dünya şampiyonasına katılan, bir hafta once Hawaii’ de Turkiye yi temsil eden ve 10 saat 10 dk da yaklaşık İstanbul-Bolu arasını yüzme, bisklet ve koşarak tamamlayan Oğuz’ un , pazar günkü koşuyu heyecanla beklediğini yazdığı mailini görene kadar. Bu maille birlikte heyecanım arttı, uyumakta zorlandım o gece....
Sabah kalkıp Adım Adım Otobüsleri ile başlama noktasına doğru hareket ettiğimizde artık sona yaklaşıyorduk ama en çok problem olacağını düşündüğüm buluşma alanına doğru yaklaşıyorduk.
Köprüden geçip Altunizade’ ye geldiğimizde ilk TOFD aracıyla buluşmak zor olmadı. Ramazan Bey ve Yılmaz’ la buluşmakta biraz zorlansak da artık önemli bir bölümü aşmıştık, biraz dikkatli olmak kaydıyla tüm çabslarımızın karşılığını alacağımız an gelmişti. Herkesin heyecandan yerinde duramadığını görüyordum.
Amacımız beraber başlamak, beraber bitirmekti tüm grupla. Gerçi bunun çok mümkün olmayacağını, yine de birarada kalabilmek için herkesin elinden geleni yapacağını düşünüyordum. Ama artık, biraz da keyfini çıkartma, stresten uzaklaşma zamanıydı bu özel insanlarla beraber. Tuğrul Bey bir yanımda, öbür yanımda Iron Man Oğuz. İkisi Avrupa, Asya kadar zıt koşullardaki iki insandı. Ama hepberaberdik, aynı amaç için, Asya’ dan Avrupa’ ya gecmek, 15 km’ yi bitirmek üzere, belki de dünyanın en güzel koşu parkurunda.
Ve nihayet koşmaya başladık... Tempomuz oldukça yavaştı başlangıçta. Tempomuzu bulmaya başladığımızda, Köprü’ den geçerken Oğuz’ a döndüm,
-Sultanahmet karşıda bitirebilir miyiz ? diye sordum.
Güldü ve
-Senin de biraz antrenmana ihtiyacın var, Orman’ a geleyim ekiple beraber antrenman yapalım, dedi. (Bence pek iyi bir fikir değil.)
Artık Şener devreye girmişti koşuda. Arkaya gidip yavaşlayanları motive ediyor, öne gidip hızlı koşanlara yavaşlamalarını söylüyordu, sesi de kısılmıştı bağırmaktan. Şener 15 km lik parkuru 20 km koşarak tamamlamıştır herhalde.
Barbaros Bulvarı’ nı kazasız belasız atlatırken, uyuyan İstanbul’ un az sayıdaki uyanık temsilcileri bizlere gönülden destek veriyorlardı. Halk koşusu bitişi İnönü’ ye yaklaşırken, çevrede alkış tutanların burada koşunun sonuna geldiğimizi düşündüklerini, 15 km ye dogru devam ettiğimizde şaşrıdıklarını hissettiğimi söyleyebilirim. Bu arada heyecanlanan grup çaktırmadan tempoyu biraz daha arttırmaya başlamıştı.
Yol boyu Güven bizleri daha çok da çevredeki İstanbullular’ ı motive etmeye çalışıyordu. Bu arada da daha hızlı daha hızlı derken sanki sandalyeden kalkıp yürüyecek bir hali vardı.
Sirkeci’ ye doğru geldiğimizde yorulduğumu hissettim. Genelde beraber antrenman yaptığım Gökben’ in tempomuza isyan eder halini görünce sevinmedim desem yalan olur. O an arkama baktım, bizden pek kimse yoktu, grubun tamamı engelli arkadaşlarla birlikte 10-15 kisi kalmıştık. Grubun bölünmesine çok engel olamamıştık ama ileriye bakıp da Julian ve Alper’ in enerjisini gorünce durumun neden böyle olduğu kendini çok belli ediyordu. Bu ikilinin enerjisine engel olmak mümkün değilken, Oğuz’ un da fren yapa yapa koştuğunu hissediyordum. Kıvanç, Ayşin, Ulaş ve Sami’ nin onlardan geri kalmadığını görüyordum. Biz de dört beş kişi bu gruba eşlik etmeye çalışıyorduk.
O ara Oğuz kendini tutamayıp
- Bırakın Tuğrul Bey’ le basayım, bitişe kadar öndekileri geçeyim,
derken kedisini tutamadığı anlaşılıyordu ama hemen arkasından da
- Tamam tamam grubu bozmayacağım, yavaş gideceğim.’ dediğini duyduk. Oğuz’a gidip,
-Tuğrul Bey’in durumu hassas, Gülhane yokuşunda Güven’ i al ve sen bastır ama kimseye çaktırma dedim.
Gülhane’ ye geldiğimizde Oğuz
-Ben gidiyorum, dedi. Ben de
-Hadi, dedim.
O an koşuyu hep beraber bitirme hedefini bu üçlü olarak bozmuştuk. Biraz da tepki aldık ama mutlu bir üçlüydük gerçekten. Zaten yarım dakikada Oğuz ve Güven kopmuşlardı.
Sultanahmet’ e çıkan yokuşta Julian’ a yardım ederken etrafıma dahi bakacak halim kalmamıştı. Ama yokuşu çıktığımızda ve bitişi geçtiğimizde çok mutluydum, hepimiz gibi.
Baştan sona sorunsuz bir şekilde koşmuş, 1 saat 40 dakika civarında koşu tamamlamış, mutlu etmiş, mutlu olmuştuk. Daha sonra, çekilen fotoğraflara baktığımda bunu hissetmek daha da heyecan verdi bana.
Sonrası ise başka bir gurur ve mutluluk anıydı. Maraton koşan Adım Adım üyesi arkadaşlarımızı karşılamak her zaman bana büyük gurur veriyor. Onları da tebrik ediyorum.
Selçuk Koçum










